Geçmişten Günümüze Elektrikli Araçların Dönüşüm Hikayesi

Elektrikli araçlar, modern otomobillerde tipik olarak kullanılan fosil yakıtlar yerine elektriği güç kaynağı olarak kullanan araçlardır. Bu araç sınıfında iki ana tip vardır: Bataryalı elektrikli araçlar tamamen bataryada depolanan elektrik enerjisiyle çalışırken; fişe takılabilir hibrit elektrikli araçlar, elektrik ve benzin gibi başka bir yakıt kaynağının bir kombinasyonu ile çalıştırılır.

Elektrikli Aracın Doğuşu

Elektrikli otomobilin icadı tek bir kişiye veya ülkeye tayin edilmez. 1800’lerde ilk elektrikli aracın ortaya çıkmasına yol açan etmenler, bataryadan elektrik motoruna kadar bir dizi atılım olarak görülmektedir. Yüzyılın başlarında, Vermontlu bir demirci de dahil olmak üzere Macaristan, Hollanda ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yenilikçiler, pille çalışan bir araç konseptiyle ilgilenmeye başladılar ve ilk küçük ölçekli elektrikli arabalardan bazılarını yarattılar.

Elektrikli aracın arkasındaki konsept, Robert Anderson’ın İskoçya’daki ilk elektrikli arabayı tasarladığı 19. yüzyılın başlarına kadar uzanmaktadır. Anderson şarj edilemeyen piller kullanmaktaydı ve bu, taşıtın hareket kabiliyetini ve pratikliğini sınırlıyordu. 1859’da şarj edilebilir pilin icadıyla elektrikli otomobil, pratik bir araç olma yolunda büyük bir adım attı. ABD’de, ilk başarılı elektrikli otomobil, bir kimyager olan William Morrison sayesinde 1890 civarında piyasaya çıktı. Saatte 14 mil azami hıza sahip altı kişilik aracı, elektrikli bir vagondan biraz daha fazlasıydı, ancak elektrikli araçlara ilginin artmasına yardımcı oldu. 1900 yılına gelindiğinde, elektrikli arabalar en parlak dönemindeydi ve yoldaki tüm araçların yaklaşık üçte birini oluşturuyordu. Sonraki 10 yıl boyunca, güçlü satışlar göstermeye devam ettiler.

Elektrikli Aracın Erken Yükselişi ve Düşüşü

20. yüzyılın başında, at hala birincil ulaşım aracıydı. Ancak Amerikalılar daha zengin/başarılı hale geldikçe, etrafta dolaşmak için yeni icat edilen buharlı, benzinli veya elektrikli versiyonları bulunan motorlu araca yöneldiler. Buhar, fabrikalara ve trenlere güç sağlamak için güvenilir olduğu kanıtlanmış, denenmiş ve gerçek bir enerji kaynağıydı. 1700’lerin sonlarında ilk kendinden tahrikli araçlardan bazıları buhara dayanıyordu; yine de teknolojinin arabalara tutunması 1870’lere kadar sürdü. Bunun bir nedeni, buharın kişisel araçlar için pek pratik olmamasıydı. Buharlı araçlar uzun çalıştırma süreleri gerektiriyordu bazen soğukta 45 dakikaya kadar çıkıyordu ve su ile yeniden doldurulmaları gerekiyordu, bu da menzillerini sınırlandırıyordu.

Elektrikli araçlar piyasaya çıktıkça, 1800’lerde içten yanmalı motorda yapılan iyileştirmeler sayesinde yeni bir araç türü olan benzinle çalışan araba da piyasaya çıktı. Sürmek için çok fazla manuel çaba gerektiriyordu, vites değiştirmek kolay bir iş değildi ve bir el krankı ile çalıştırılmaları gerekiyordu, bu da bazılarının çalışmasını zorlaştırıyordu. Ayrıca gürültülüydüler ve egzozları kabaydı. Elektrikli otomobillerde buhar veya benzinle ilgili sorunların hiçbiri yoktu. Sessizdiler, sürüşleri kolaydı ve zamanın diğer arabaları gibi kötü kokulu bir kirletici yaymıyorlardı. Elektrikli arabalar, özellikle kadınlar olmak üzere şehir sakinleri arasında hızla popüler hale geldi. Şehirde kısa yolculuklar için mükemmellerdi ve şehirlerin dışındaki kötü yol koşulları, herhangi bir türden çok az arabanın daha uzağa gidebileceği anlamına geliyordu. 1910’larda daha fazla insan elektriğe eriştikçe, elektrikli arabaları şarj etmek daha kolay hale geldi ve hayatın her kesimindeki popülerliklerini artırdı.

O sırada pek çok yenilikçi, elektrikli aracın yüksek talebini not ederek teknolojiyi geliştirmenin yollarını araştırdı. Örneğin aynı isimli spor otomobil şirketinin kurucusu Ferdinand Porsche, 1898’de P1 adında bir elektrikli otomobil geliştirdi. Aynı zamanda, elektrik ve gaz motoruyla çalışan bir araç olan dünyanın ilk hibrit elektrikli arabasını yarattı. Dünyanın en üretken mucitlerinden biri olan Thomas Edison, elektrikli araçların üstün teknoloji olduğunu düşündü ve daha iyi bir elektrikli araç aküsü oluşturmak için çalıştı. Wired’e göre, Edison ile arkadaş olan Henry Ford bile 1914’te düşük maliyetli bir elektrikli otomobil seçeneklerini keşfetmek için Edison ile ortaklık kurdu. Yine de, elektrikli arabaya darbe vuran Henry Ford’un seri üretilen ve benzinle çalışan modeli oldu. Aynı yıl, Charles Kettering elektrikli marş motorunu tanıttı, el krank ihtiyacını ortadan kaldırdı ve daha fazla benzinle çalışan araç satışlarına yol açtı. Diğer gelişmeler de elektrikli aracın düşüşüne katkıda bulundu. Ham petrolünün keşfiyle, gaz ucuz ve kırsal kesim için hazır hale geldi ve ülke genelinde dolum istasyonları açılmaya başladı. Karşılaştırıldığında, o zamanlar şehirlerin dışındaki çok az kişi elektriğe sahipti. Sonunda, elektrikli araçlar 1935’te neredeyse tamamen ortadan kalktı.

Takip eden yıllar boyunca, elektrikli araçlar, teknolojide çok az ilerleme ile bir tür karanlık çağa girdi. Ucuz, bol benzin ve içten yanmalı motordaki sürekli iyileştirme, alternatif yakıtlı araçlara olan talebi engelledi. 1960’ların sonlarına ve 1970’lerin başlarına hızlı bir şekilde küresel gelişmeler yaşandı. 1973 Arap Petrol Ambargosu ile zirveye ulaşan yükselen petrol fiyatları ve benzin kıtlığı, ABD’nin yabancı petrole olan bağımlılığını azaltma ve yerli yakıt kaynakları bulma konusunda artan bir ilgi yarattı. Kongre not aldı ve 1976 tarihli Elektrikli ve Hibrit Araç Araştırma, Geliştirme ve Gösteri Yasası’nı kabul etti ve Enerji Departmanına elektrikli ve hibrit araçlarda araştırma ve geliştirmeyi destekleme yetkisi verdi. Aynı zamanda, birçok büyük ve küçük otomobil üreticisi, elektrikli otomobiller de dahil olmak üzere alternatif yakıtlı araçlar için seçenekleri araştırmaya başladı. Yine de, 1970’lerde geliştirilen ve üretilen araçlar, benzinle çalışan araçlara kıyasla hala dezavantajlardan muzdaripti. Bu süre zarfında elektrikli araçların performansı sınırlıydı genellikle saatte 45 mil hıza ulaşıyordu ve şarj edilmeleri gerekmeden önce tipik menzilleri 40 mil ile sınırlıydı.

Elektrikli Araçlar İçin Yeni Başlangıç

1990’larda yayımlanan yeni ulaşım emisyonları düzenlemelerinin kabulü, elektrikli araçlara yeniden ilginin artmasına yardımcı oldu. Bu süre zarfında otomobil üreticileri, popüler araç modellerinden bazılarını elektrikli araçlara dönüştürmeye başladı. Bu, elektrikli araçların artık benzinle çalışan araçlara çok daha yakın hızlara ve performansa ulaştığı ve birçoğunun 60 mil menzile sahip olduğu anlamına geliyordu. 1990’ların sonunda patlayan bir ekonomi, büyüyen bir orta sınıf ve düşük benzin fiyatları ile birçok tüketici yakıt tasarruflu araçlar konusunda endişelenmedi. O zamanlar elektrikli araçlara çok fazla ilgi gösterilmese de, perde arkasında, enerji departmanı tarafından desteklenen bilim insanları ve mühendisler, piller de dahil olmak üzere elektrikli araç teknolojisini geliştirmek için çalışıyorlardı.

1997 yılında Japonya’da piyasaya sürülen Prius, dünyanın ilk seri üretilen hibrit elektrikli aracı oldu. 2000 yılında, Prius dünya çapında piyasaya sürüldükten sonra anında bir başarı yakaladı ve bu durum otomobilin profilini yükseltmeye yardımcı oldu. Prius’u gerçeğe dönüştürmek için Toyota, Enerji Departmanı’nın araştırmasıyla desteklenen bir teknoloji olan nikel metal hidrit pil kullandı. O zamandan beri, yükselen benzin fiyatları ve karbon kirliliği konusundaki artan endişe, Prius’un son on yılda dünya çapında en çok satan hibrit olmasına yardımcı oldu. Elektrikli araçların yeniden şekillendirilmesine yardımcı olan diğer olay, 2006 yılında Silikon Vadisi’ndeki küçük bir girişim olan Tesla Motors’un tek bir şarjla 200 milden fazla gidebilen lüks bir elektrikli spor otomobil üretmeye başlayacağının duyurulmasıydı. Tesla’nın duyurusu ve müteakip başarısı, birçok büyük otomobil üreticisini kendi elektrikli araçları üzerinde çalışmalarını hızlandırmaya teşvik etti. 2010 yılının sonlarında, Chevy Volt ve Nissan LEAF ABD pazarında piyasaya sürüldü. Diğer otomobil üreticileri ABD’de elektrikli araçları piyasaya sürmeye başladı. Fakat tüketiciler araçlarını nasıl şarj edecekleriyle ilgili endişe duyuyorlardı. Yasalar aracılığı ile departmanlar 115 milyon dolardan fazla yatırım yaptı ve ülke genelinde 18.000’den fazla konut, ticari ve kamu şarj cihazı kurdu. Otomobil üreticileri ve diğer özel işletmeler de ABD’deki önemli noktalara kendi şarj cihazlarını kurarak bugünün toplam elektrikli araç şarj cihazlarını 20.000’den fazla şarj çıkışıyla 8.000’den fazla farklı yere getirdi.

Aynı zamanda yeni pil teknolojisi, tak-çıkar elektrikli bir aracın menzilinin geliştirilmesine yardımcı olarak piyasaya çıkmaya başladı. Bakanlıkların akü araştırma ve geliştirmeye yaptığı yatırım, elektrikli araç akü maliyetlerini yüzde 50 oranında düşürmeye yardımcı olurken, aynı zamanda araç akülerinin performansını (güç, enerji ve dayanıklılık) iyileştirdi. Bu da, elektrikli araçların maliyetlerini düşürmeye yardımcı olarak onları tüketiciler için daha uygun fiyatlı hale getirdi.

Tüketiciler artık elektrikli bir araç satın alma konusunda her zamankinden daha fazla seçeneğe sahip. Geleceğin elektrikli araçları nereye götüreceğini söylemek kolay olmasa da daha sürdürülebilir bir gelecek yaratmak için çok fazla potansiyele sahip oldukları açık.